Sansür ve Oto Sansür Üzerine Bir Rehber: Hakikatin Hasreti

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) 2025 yılında Koç Holding ana sponsorluğunda gerçekleştirdiği 18. Uluslararası İstanbul Bienali, beklenmedik bir organizasyon tıkanıklığı ile sona ermesi nedeniyle hala gündemde. Etkinliğin üç yıl sürmesi beklenirken, İKSV’nin yaptığı açıklama ile ‘Tohmé’ye ait özel sebeplerle bu sürecin aniden durması, hem Türkiye hem de dünya kültür-sanat camiasında sansür ve oto sansür konularına daha dikkatli bir gözle bakmayı zorunlu hale getirdi.

Bu koşullar altında, Basravi’nin yayımladığı “Hakikat Hasreti – Sansür Rehberi” kitabını İstanbul Galata’daki Salt’ta bulunan Robinson Crusoe 389 kitabevinin dış tezgahında keşfettim. Görevli, altı ay önce basılan kitabın ücretsiz olduğunu ve dilediğim gibi alabileceğimi söylediğinde şaşırdım. Kitabı incelediğimde, Basravi’nin, kişisel e-posta ve telefonunu okuyucularıyla paylaştığını gördüm. Hiçbir kurumsal destek almadan ürettiği bu eserin ticari bir amaç taşımadığının altını çizen Basravi, kitabının ücretsiz dağıtımında kararlıydı.

Eserini “geçmişin kayıtlarını korurken bugüne ve yarına müdahale eden bir hafıza alanı” olarak tanımlayan sanatçıyla, kitabı ve onun yansımalarını derinlemesine inceleme kararı aldım. Basravi, “Hakikat Hasreti”ni yazma kararının, 18. İstanbul Bienali sürecinde ortaya çıkan küratöryel kriz ve akabinde gelen erteleme kararı ile netleştiğini belirtti. Ancak bu sorun sadece o döneme ait değil; Türkiye’deki kültür-sanat alanındaki sansür, görünmezleştirme ve suskunluk mekanizmaları üzerine düşünmeye çok daha öncelerden başladığını ifade etti.

Özellikle 9. İstanbul Bienali’nde Burak Delier’in “Guard” eseri çevresinde yaşanan sansür sürecini, sanatçının işinin ters çevrilmesi ve serginin bütünlüğü için yapılan telkinlerle dikkat çekici bir kırılma anı olarak niteliyor. Delier’in kendi anlatımlarındaki ayrıntılar, kültür-sanat alanında görülmeyen baskı ve denetim süreçleri üzerine yeniden düşünmesine neden olmuş. Zaman geçtikçe, bu tartışmaların nasıl göz ardı edildiğini ve çeşitli meselelerin kurumların ve sanat çevrelerinin dengesinde sessizce yok olduğunu gözlemledi.

18. İstanbul Bienali sürecini takip etmeye başladığında, bunun sadece tekil bir kriz olmadığını daha net bir şekilde anlayan Basravi, okuduğu her yeni metin ve açıklamanın daha fazla belgeye ulaşmasını sağladığını belirtti. Uluslararası ölçekteki bu yapının geçmiş edisyonlarında da benzer sansür ve oto sansür örneklerinin var olduğunu gözlemledi. En dikkat çekici husus, bu olayların yalnızca yaşanması değil; zamanla unutulmaları ve kültürel hafızada süreklilik sağlayamamalarıydı.

Çalışmanın hem Türkçe hem de İngilizce hazırlanması bu bağlamda önemliydi. 18. İstanbul Bienali süreci, yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası kültür-sanat çevrelerinde de tartışılan bir konu oldu. Farklı editörler, yazarlar ve platformlar bu krizi kendi perspektiflerinden ele alırken, çoğu zaman parçalı kaldılar. Basravi, yurtdışında yayımlanan İngilizce metinleri Türkçeye ve Türkiye’de yayımlanan bazı metinleri İngilizceye çevirerek iki yönlü bir bilgi akışı sağlamayı hedefledi. Bu sayede, Türkiye’deki okurların dışarıdan nasıl bir bakış açısı olduğunu görmelerini ve uluslararası takipçilerin burada yaşanan süreci daha bütünlüklü bir şekilde takip edebilmelerini amaçladı.

Author: Mehmet Yılmaz